• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://twitter.com/rumelibalkanfed

                      

Süheyl ÇOBANOĞLU
suheylc@yahoo.com
İstanbul’un Fethinin 561.Yılında Yeni Düzen
02/06/2014
İstanbul'un Fethinin 561.Yılında Yeni Düzen

"21. yüzyılın cahilleri okuma-yazma bilmeyenler değil; öğrenip, sonra aksini öğrenip, sonra da yeniden öğrenemeyenler olacak" diyordu Alvin Toffler. Milli Şairimiz M.Akif te "Tarih'i tekerrür diye ta´rif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?" demişti. Eğer yaşananlardan ders çıkarmazsak, varacağımız noktayı cehaletle izah etmek de yetmez, tarihin karanlık sayfalarında bir anı olarak kalırız.

İstanbul'u fethederek çağ açıp, çağ kapayan bir ecdatın torunlarıyız. Miraçısı olduğumuz Osmanlı'nın eski toprakları üzerinde kurulan devletleri hatırlayacak olursak, Balkanlarda ve Orta Avrupa'da 15, Kafkasya'da 4, Ortadoğuda 15, Afrikada 15 devlet bugün varlığını sürdürmektedir. Kabaca baktığımızda himaye edilenler, haraca bağlananlar vs. hariç 49 devlet görülmekte. Yani büyük önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün "Türk, Övün, çalış, güven" demesi boş bir gurur değil, bir gerçeğin ifadesidir. Dünyanın en uzun ömürlü üç imparatorluğundan biri olan Osmanlı'nın dağılmasının siyasi, ekonomik, askeri ve idari bir çok sebebi olduğu malum, ama şimdi o konulara girmeyeceğiz. Uluslararası güç dengeleri ve çıkar ilişkileriyle şekillenen siyasi ve askeri ittifaklar, Haçlı Seferlerinden beri bulunduğumuz coğrafyayı hedef haline getirmiştir. Sen ne yaparsan yap onlar kendilerince bir sebep uydurup, bu topraklardan söküp atmak için ellerinden gelen herşeyi yapacaklardır. İşin özeti çok kabaca budur.

1990´lı yıllarda başlayan Yeni Dünya Düzeni çalışmaları, 2001´den sonra hız kazanarak, Ortadoğu başta olmak üzere değişik bölgelerde siyasi, askeri ve ekonomik merkez ve sınırları zorlamaktadır. 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında, Orta Doğudaki Osmanlı topraklarının paylaşılmasını öngören gizli Sykes-Picot anlaşmasıyla tasarlanan sınırlar, bugün yeniden dizayn ediliyor.

Bush döneminde ortaya atılan Yeni Dünya Düzeni; monarşileri yıkmayı ve dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak sosyal düzeni yok etmeyi planladığı öne sürülen bir teori olsa da Irak, Libya, Mısır, Suriye, gibi ülkelerdeki uygulamalarının sonuçlarını görüyoruz.

Berlin Duvarı'nın 1989 yılında çöküşünün ardından, 1990'lı yıllardan beri hemen her alanda sıkça karşılaştığımız küreselleşme sözcüğü, günümüzde sadece ekonomik bir kavram olarak değil, içinde bulunduğumuz uluslararası sistemi tanımlamak için de kullanılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 43. Başkanı George W. Bush tarafından Dünya kamuoyuna duyurulan, kısa adıyla BOP dediğimiz "Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesi ile Müşterek Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık İnisiyatifi" projesinin Ortadoğuda ve Kuzey Afrikada yarattığı yıkımı gördük. Enerji kaynaklarının kontrolü ve uluslararası pazarlara ulaşım hatlarının güvenliğinin sağlanmasını amaçlayan bu proje, demokrasi , özgürlük ve refaha vurgu yapmasına rağmen bölgeye ekonomik, sosyal ve kültürel yıkım, yetim kalan çocuklar, kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi. "Terörle mücadele" adı altında bölge ülkelerinin ekonomik, askeri ve siyasi gücünün zayıflatılması, bölgedeki Amerikan nüfusunu yaygınlaştırılmasını sağladı.

2006'da ABD Silâhlı Kuvvetler Dergisi´nde Başkan Bush´un da danışmanı olan Emekli Yarbay Ralph Peters´in "KAN SINIRLARI" (Blood Borders) adlı makalesinde yayınlanmış olan haritayı ve ABD Dış İşleri Bakanı Condoleeza Rice tarafından 22 ülkenin "sınırlarını" ve "rejimlerini" değiştirmek üzere tedavüle sokulan Büyük Ortadoğu Projesi'nin hedeflerini unutmamak lazım. 561 sene önce çağ açıp-kapayan Türk Milleti, 20. Yüzyıl başlarında tarih sahnesinden silinmek üzereyken M.Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde makus talihini yenmiş ve yeniden kimliğine ve özgürlüğüne kavuşmuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Efes 2014 tatbikatında yaptığı konuşmasında; "21'inci yüzyılın hemen başında meydana gelen olaylar, uluslararası ilişkileri, ittifakları, tehdit ve güvenlik gibi kavramları temelden sarsmıştır. Önemli boyutta değişime zorlamıştır. Yeni dünya düzeninde konvansiyonel tehdit azalmışsa da terörizim, bölgesel çatışmalar, organize suçlar, kitle imha silahlarının yaygın olarak kullanılma ihtimallerinin ortaya çıkması, gibi çok sayıda tehdit ortaya çıktı. Yaşadığımız çağda ülkeler askeri yaptırımlardan çok politik ve ekonomik yaptırımların tehdidi altında bulunmakta. Sosyal medya ve enformasyonla şekillenen renkli değişim ve mevsim devrimlerine maruz bırakılmaktadır. Ekonomik manipülasyonlar, ülke için dini etnik istismar en önemli tehditi oluşturmaktadır. Bugün ülkeler askeri tehditle değil, güvenliğe doğrudan etkisi olan ekonomik sosyal tehditle karşı karşı karşıyadır" demiş.

Bu bağlamda baktığımızda, küresel güçlerin, kaleyi içten yıkabilmek için milleti birbirine düşüren yeni senaryoları sahneye sürdüklerini görürüz. Malesef dünyaya nizam veren ecdadımıza ve binlerce yıllık devlet yönetme tecrübemize rağmen, uydurma senaryolar sonucu, yıkıcı ve bölücü terör karşısında 19.ncu yüzyılda olduğu gibi, batının telkin ve tavsiyeleriyle hareket etmeyi düşünmemeliydik. "Analar ağlamasın" propagandasıyla sürdürülen açılım sürecinde, zamanlama ve yöntem hataları nedeniyle, ellerinde masum bebeklerin, öğrencilerin, kadınların, yaşlıların, asker ve polislerin kanı olan katil sürüsü pkk.lı teröristler "devleti yenmiş" oldukları duygusuna kapıldılar. Sonuçta Türkiye'yi terkedecek olan terörist örgüt militanları çekilmedikleri gibi ise tam tersi oldu. Dağ kadrolarını takviye ettiler, eğitimlerini yaptılar, silah ve mühimmat gibi lojistik ihtiyaçlarını tamamladılar. Bu arada geçen yıldan bu yana 2350 çocuk kaçırılarak dağa götürüldü. Sözde ağlamayacak olan analar, gözyaşı içinde feryat figan eylem yaparak seslerini duyurmaya çalışıyor, çocuklarının geri getirilmesi için koskoca devlet dururken BDP/HDP.lilerden yardım istiyor. Hani analar ağlamayacaktı,ne oldu? Acaba nerede hata yaptık diye düşünüyormuyuz?

"Yeniden öğrenemeyip, 21. yüzyılın cahilleri" olmak istemiyorsak, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda; Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığına ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğüne yönelik tehditleri görmeli ve tercihlerimizle, tutum ve davranışlarımızla ülkemize sahip çıkmalıyız. Çocuklarımızın bizden bunu beklemeye hakları vardır.

Süheyl ÇOBANOĞLU
RUBASAM Bşk.V.


1219 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

KADIN OLMAK ZOR - 08/03/2016
KADIN OLMAK ZOR
Al Sana Soykırım - 01/03/2016
Al Sana Soykırım
6-7 Eylül'ü biliriz de 29 OCAK'ı Neden Bilmeyiz - 29/01/2016
6-7 Eylül'ü biliriz de 29 OCAK'ı Neden Bilmeyiz
KOPMAYACAĞIZ - 26/01/2016
KOPMAYACAĞIZ
İSLAMI KUŞATAN FİTNE - 14/01/2016
İSLAMI KUŞATAN FİTNE
DERDİNİZ NE ??? - 24/09/2015
DERDİNİZ NE ???
MEDENİYET DEDİĞİN... - 14/09/2015
MEDENİYET DEDİĞİN...
HANİ KARDEŞTİK !!! - 14/09/2015
HANİ KARDEŞTİK !!!
TOK, AÇIN HALİNDEN ANLAMAZMIŞ - 30/08/2015
TOK, AÇIN HALİNDEN ANLAMAZMIŞ
 Devamı